Yapay Zekâ Fikir Üretmemizi Engelliyor mu?

Bir tasarımcının önünde boş bir sayfa olduğunu düşünün. Elinde bir brief var ama henüz ortada bir fikir yok. Eskiden bu noktada araştırmaya başlanır, referanslara bakılır, eskizler yapılır, bazen onlarca kötü fikir üretilir ve sonunda içlerinden biri diğerlerinden biraz daha fazla heyecan vermeye başlardı. Bugün ise aynı tasarımcı birkaç cümle yazarak yapay zekâdan saniyeler içinde onlarca görsel alternatif alabiliyor.
Bu büyük bir kolaylık. Ama aynı zamanda önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Yapay zekâ bizim yerimize fikir üretmeye başladığında, biz fikir üretmeyi unutabilir miyiz?
Yapay zekânın tasarım dünyasındaki en güçlü taraflarından biri seçenek üretmek. Bir fikri farklı stillerde yorumlayabiliyor, farklı kompozisyonlar önerebiliyor, renkleri değiştirebiliyor, yeni karakterler ve dünyalar oluşturabiliyor. Daha önce saatler sürebilecek bir görsel araştırma veya deneme süreci birkaç dakikaya inebiliyor. Bu açıdan bakıldığında yapay zekâ, tasarımcının önündeki boş sayfayı doldurmak için oldukça güçlü bir araç.
Fakat burada önemli bir ayrım var. Seçenek üretmek ile fikir üretmek aynı şey değil. Yapay zekâ size yüz farklı görsel gösterebilir. Ancak bu yüz görselin hangisinin doğru olduğunu, neden doğru olduğunu ve hangi problemin çözümüne hizmet ettiğini belirlemek başka bir mesele. Tasarımcının asıl rolü de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü iyi bir tasarım yalnızca güzel görünen bir görüntü değildir. Bir reklam görseli estetik olabilir, çok gerçekçi olabilir, etkileyici bir ışığa veya kusursuz bir kompozisyona sahip olabilir. Fakat markanın söylemek istediği şeyi anlatmıyorsa, hedef kitlesiyle doğru bir ilişki kurmuyorsa veya diğer yüzlerce benzer görselden herhangi bir farkı yoksa, ortada iyi bir fikirden çok iyi görünen bir görüntü vardır.
Belki de yapay zekânın tasarım sürecindeki en önemli etkilerinden biri, bizi bu ayrımı daha fazla düşünmeye zorlaması olacak.
Eskiden tasarımcının zamanının önemli bir bölümü üretimle geçiyordu. Araştırmak, görsel bulmak, alternatif hazırlamak, düzenlemek, değiştirmek ve tekrar üretmek ciddi zaman alıyordu. Bugün bunların bir kısmı çok daha hızlı yapılabiliyor. Bu durum aslında tasarımcı için önemli bir fırsat yaratıyor: Daha az üretim yüküyle daha fazla düşünmek.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için tasarımcının düşünme tarafını koruması gerekiyor. Eğer yapay zekâya “bana bir fikir bul” deyip ilk beğendiğimiz sonucu kullanmaya başlarsak, yaratıcı sürecin önemli bir bölümünü araca bırakmış oluruz. Oysa yapay zekâyı kendi fikrimizi geliştirmek için kullandığımızda durum değişiyor.
Örneğin ortada bir reklam fikrimiz olduğunu düşünelim. Yapay zekâdan bu fikrin yirmi farklı görsel yorumunu isteyebiliriz. Daha sonra bunlara bakıp “Bunu neden seviyorum?”, “Burada ne eksik?”, “Bu fikir daha ileri götürülebilir mi?” diye sorabiliriz. Bu durumda yapay zekâ bizim yerimize fikir üretmiyor. Bizim fikrimizin sınırlarını genişletiyor.
Bence asıl önemli fark burada.
Çünkü yaratıcılık yalnızca bir şey üretmek değil, bir şeyin neden üretildiğini anlamaktır. Bir tasarımcı bir rengi neden seçtiğini, bir görseli neden kullandığını, bir karakteri neden o şekilde tasarladığını ve bütün bunların markanın hikâyesiyle nasıl bağlantı kurduğunu açıklayabiliyorsa, elindeki araç ne olursa olsun yaratıcı düşünme sürecinin merkezindedir.
Yapay zekânın getirdiği başka bir mesele de benzerlik. Bugün herkes aynı araçlara, benzer modellere ve benzer görsel üretim tekniklerine ulaşabiliyor. Aynı kelimelerle benzer sonuçlar alınabiliyor. “Cinematic”, “premium”, “minimal”, “photorealistic” gibi tanımlar giderek daha fazla görselde karşımıza çıkıyor. Teknoloji çeşitlendikçe estetiklerin birbirine yaklaşması biraz ironik bir durum.

Bu yüzden gelecekte iyi bir tasarımcının sadece yapay zekâyı kullanabilmesi yeterli olmayabilir. Asıl önemli becerilerden biri, üretilen yüzlerce seçenek arasından gerçekten farklı olanı görebilmek olacak. Daha da önemlisi, henüz üretilmemiş olanı hayal edebilmek.
Çünkü fikir çoğu zaman bir görsel değildir. Bir fikir, bir problemi fark etmekle başlayabilir. Bir insan davranışını gözlemlemekle, iki ilgisiz şeyi bir araya getirmekle, alışılmış bir soruya başka bir açıdan bakmakla veya “Bunu neden böyle yapıyoruz?” diye sormakla ortaya çıkabilir.
Yapay zekâ bütün bu süreçlerde yardımcı olabilir. Bizi şaşırtabilir, alternatifler sunabilir, hiç düşünmediğimiz bir görsel bağlantıyı önümüze getirebilir. Hatta bazen kendi fikrimizi daha iyi anlamamızı bile sağlayabilir. Fakat bir fikrin gerçekten değerli olup olmadığını değerlendirmek hâlâ insana ait bir süreç.
Bu nedenle meseleyi “Yapay zekâ mı, insan mı?” şeklinde kurmak bana çok doğru gelmiyor. Belki de asıl soru “İnsan ve yapay zekâ birlikte ne üretebilir?” olmalı.
Yapay zekâ bir tasarımcının rakibi olmak zorunda değil. Bir araştırma aracı, bir eskiz defteri, bir fikir geliştirme alanı veya alternatifleri test etmek için kullanılabilecek yaratıcı bir partner olabilir. Ancak burada önemli olan, direksiyonda kimin olduğudur.
TRIUS CREATIVE olarak bizim için yapay zekâ tasarım sürecinin sonu değil, yeni araçlarından biri. Bir görsel üretmeden önce hâlâ aynı soruları sormak gerekiyor: Ne anlatıyoruz? Kime anlatıyoruz? Neden anlatıyoruz? Bunu daha önce kim söyledi? Biz bunu başka nasıl söyleyebiliriz?
Ve belki de en önemli soru:
Bu gerçekten bir fikir mi, yoksa sadece güzel bir görüntü mü?
Teknoloji bize daha hızlı üretme imkânı verebilir. Daha fazla alternatif sunabilir. Daha önce mümkün olmayan şeyleri mümkün hale getirebilir.
Ama ne üretmeye değer olduğunu söylemek hâlâ bizim işimiz.
Yapay zekâ fikir üretmemizi engellemek zorunda değil. Fikir üretmeyi ona tamamen bırakmadığımız sürece.
Sırada
Bir Rengin Hikâyesi: İstisnai Renkler'i İzlerken
TRT 2'nin İstisnai Renkler belgeselinden yola çıkarak renklerin tarihini, tasarımdaki rolünü ve yaratıcı düşünceyle ilişkisini ele alan kişisel bir bakış.
Selçuklu Kûfî Yazısı: Yazıdan Geometriye
Selçuklu Kûfî yazısının geometrik yapısını, Düğümlü Kûfî örneklerini ve tipografi, grid, ritim ve tasarımla ilişkisini keşfedin.
Magnum Photos ve Ara Güler: Bir Şehri Görmek
Magnum Photos ve Ara Güler üzerinden fotoğrafın hikâye anlatımını, kompozisyonu ve İstanbul'un görsel hafızasını ele alan kısa bir bakış.


