Selçuklu Kûfî Yazısı: Yazıdan Geometriye

Bir yazıya baktığımızda çoğu zaman önce ne yazdığını anlamaya çalışırız.
Oysa bazı yazılar vardır ki okunmadan önce görülür.
Harflerin dikey ve yatay hareketleri, tekrarları, birbirine bağlanmaları ve oluşturdukları geometrik düzen, yazıyı yalnızca bir iletişim aracından çıkarıp başlı başına bir tasarım unsuruna dönüştürür.
Selçuklu mimarisinde karşımıza çıkan Kûfî yazılar bunun en etkileyici örneklerinden biridir.
Bugün grafik tasarım, tipografi ve lettering açısından baktığımızda da oldukça tanıdık gelen bir dünya vardır burada: ızgara, ritim, tekrar, oran, boşluk ve form.
Kûfî nedir?
Kûfî, İslam yazı sanatının en eski yazı türlerinden biri olarak kabul edilen ve özellikle köşeli, geometrik karakteriyle öne çıkan bir yazı biçimidir.
Adını Irak'taki Kûfe şehrinden alan bu yazı, zaman içerisinde farklı biçimler kazanmış; özellikle mimari süslemelerde yalnızca metin aktaran bir yazı olmaktan çıkarak dekoratif ve geometrik bir unsur haline gelmiştir.
Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemlerinde Kûfî ve Ma‘kılî gibi geometrik yazı karakterlerinin mimaride yaygın biçimde kullanıldığı görülür. Araştırmalar, özellikle 11. yüzyıldan itibaren bu tür yazıların mimari yapılarda önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. (DergiPark)
Buradaki önemli nokta şu:
Harf artık sadece harf değildir.
Aynı zamanda bir şekildir.
Selçuklu sanatında yazı neden bu kadar geometrik?
Anadolu Selçuklu sanatına baktığımızda geometriyi neredeyse her yerde görürüz.
Çini yüzeylerinde, taş işçiliğinde, yıldızlarda, geçmelerde, mukarnaslarda ve süsleme kompozisyonlarında...
Kûfî yazı da bu geometrik dünyanın içine oldukça doğal biçimde yerleşir.
Köşeli ve dik karakteri sayesinde harfler yatay, dikey ve çapraz çizgilerle bir kompozisyon oluşturabilir.
Bu nedenle Kûfî yazı, mimari yüzeylerle güçlü bir ilişki kurar.
Araştırmalarda da Kûfî'nin geometrik yapısının farklı yüzeylere ve ölçülere uyarlanabilmesine dikkat çekiliyor. Yazı, geometrik ve bitkisel süslemelerle birlikte yeni kompozisyonlar oluşturabiliyor. (DOAJ)
Bir başka deyişle:
Mimari yapı için yazıyı değiştirmek yerine, yazıyı mimarinin bir parçasına dönüştürmek.
Düğümlü Kûfî: Harflerin birbirine bağlandığı yer
Selçuklu döneminde Kûfî'nin farklı dekoratif yorumlarını görmek mümkün.
Bunlardan biri Düğümlü Kûfî.
Konya Karatay Medresesi bunun dikkat çekici örneklerinden biri.
Medresenin kubbe kasnağındaki mozaik çini tekniğiyle oluşturulan Kûfî kuşakta harflerin dikey uzantıları kıvrılarak dairesel veya köşeli düğümler oluşturuyor. Böylece yazı, uzaktan bakıldığında neredeyse bir örgü veya geometrik ağ gibi algılanabiliyor. (DergiPark)
Burada çok ilginç bir tasarım problemi var:
Hem okunabilir bir yazı oluşturmak hem de görsel bütünlüğü korumak.
Bu, bugün bir logotype veya özel yazı karakteri tasarlarken karşılaştığımız probleme oldukça benziyor.
Yazı mı, desen mi?
Selçuklu Kûfî yazısına bakarken en ilginç sorulardan biri bu.
Bir noktadan sonra yazının anlamını okumaktan çok, oluşturduğu şekli görmeye başlıyoruz.
Harflerin tekrarları bir ritim oluşturuyor.
Boşluklar kompozisyonu dengeliyor.
Dikey çizgiler bir hareket yaratıyor.
Yatay çizgiler yapıyı bağlıyor.
Düğümler ve geçmeler ise görsel sürekliliği sağlıyor.
Anadolu Selçuklu mimarisindeki bazı örneklerde Kûfî harflerin doğrudan bir yazı şeridi içinde değil, mimari süslemenin bir motifi olarak da kullanıldığı araştırmalarda belirtiliyor. (DergiPark)
İşte bu noktada Kûfî yazı, tipografi ile grafik tasarım arasındaki sınırda duran oldukça ilginç bir örneğe dönüşüyor.
Aslında burada bir grid var
Bugünün tasarımcısı için belki de en tanıdık tarafı bu.
Kûfî yazının geometrik karakterini düşündüğümüzde aklımıza ister istemez grid sistemi geliyor.
Bir harfin nereden başlayacağı...
Ne kadar yükseleceği...
Nerede döneceği...
Başka bir harfle nerede birleşeceği...
Boşluğun ne kadar bırakılacağı...
Bütün bunlar rastgele gerçekleşmiyor.
Geometrik Kûfî kompozisyonlarında yatay, dikey, çapraz ve dairesel hareketlerin birlikte kullanıldığı; harflerin belirli oranlar ve geometrik kurallar içerisinde düzenlendiği çalışmalarla ortaya konuyor. (DOAJ)

Bugün bir tasarım programında kullandığımız grid sistemiyle birebir aynı şeyden bahsetmiyoruz elbette.
Ama düşünme biçimi açısından güçlü bir benzerlik var:
Önce sistem. Sonra yaratıcılık.
Bugünün tasarımcısı neden buna bakmalı?
Çünkü Kûfî bize önemli bir şey hatırlatıyor:
Geometri yaratıcılığın karşıtı değildir.
Tam tersine, bazen yaratıcılığın sınırlarını belirleyen sistem, tasarımın kendisini daha güçlü hale getirir.
Bugün bir logo tasarlarken de benzer sorularla karşılaşıyoruz.
Bir harf nasıl sadeleştirilir?
Bir form kaç çizgiyle ifade edilebilir?
Bir harfin karakterini bozmadan ne kadar değiştirilebilir?
Tekrar eden formlar nasıl bir bütün oluşturur?
Bir kompozisyon ne kadar boşluk kaldırabilir?
Bunların hepsi aslında yüzlerce yıl önce farklı bir teknik ve farklı bir kültürel bağlam içerisinde sorulmuş soruların bugünkü karşılıklarını düşündürüyor.
Kûfîden tipografiye
Modern grafik tasarım açısından Kûfî yazıya bakmak, yalnızca geçmişte kalmış bir sanat biçimini incelemek anlamına gelmiyor.
Aynı zamanda harfin bir görsel forma nasıl dönüştüğünü görmek anlamına geliyor.
Bugün lettering çalışmalarında, logotype tasarımında ve deneysel tipografide harflerin okunabilirlik ile görsel karakter arasında nasıl konumlandırıldığı önemli bir mesele.
Kûfî örnekleri ise bunun çok eski ve güçlü bir görsel mirasa sahip olduğunu gösteriyor.
Özellikle geometrik, örgülü ve düğümlü Kûfî örnekleri; harf, boşluk, tekrar ve ritmin bir araya gelerek nasıl yeni bir görsel sistem oluşturabileceğini gösteriyor. (DergiPark)
Geçmişten bugüne değişmeyen şey
Teknoloji değişti.
Araçlar değişti.
Tasarım programları değişti.
Ama bazı temel meseleler değişmedi.
Oran.
Ritim.
Denge.
Boşluk.
Tekrar.
Kontrast.
Ve elbette iyi bir fikir.
Selçuklu taş ustasının veya çini sanatçısının elindeki araçlarla bugünün tasarımcısının kullandığı araçlar arasında yüzyıllar var.
Fakat ikisinin de karşısında benzer bir soru duruyor:
Elimizdeki formları nasıl anlamlı ve dengeli bir bütüne dönüştürebiliriz?
Belki de Selçuklu Kûfî'sine bugün yeniden bakmamızın nedeni tam olarak bu.
Çünkü Kûfî yalnızca geçmişten kalan bir yazı biçimi değil.
Harflerin aynı zamanda birer tasarım öğesi olabileceğini gösteren güçlü bir görsel miras.
Ve bazen yeni bir şey tasarlamak için gerçekten yeni bir şey bulmak gerekmiyor.
Geçmişte nasıl tasarlandığına biraz daha dikkatli bakmak yeterli.
TRIUS CREATIVE'den
Tasarımın yalnızca bugünün trendlerinden oluşmadığına inanıyoruz.
Tipografi, mimari, sanat, tarih ve kültür; tasarım düşüncesini besleyen büyük bir görsel arşiv.
Selçuklu Kûfî yazısı da bu arşivin bugün hâlâ ilham verebilecek parçalarından biri.
Geçmişin harflerine bakıp bugünün tasarımını düşünmek.
Bizce güzel bir başlangıç.
Sırada
Yapay Zekâ Fikir Üretmemizi Engelliyor mu?
Yapay zekâ tasarımcıların fikir üretme sürecini nasıl değiştiriyor? Yapay zekâ ve yaratıcılık ilişkisini, tasarımcının rolünü ve yaratıcı düşünmenin geleceğini keşfedin.
Bir Rengin Hikâyesi: İstisnai Renkler'i İzlerken
TRT 2'nin İstisnai Renkler belgeselinden yola çıkarak renklerin tarihini, tasarımdaki rolünü ve yaratıcı düşünceyle ilişkisini ele alan kişisel bir bakış.
Magnum Photos ve Ara Güler: Bir Şehri Görmek
Magnum Photos ve Ara Güler üzerinden fotoğrafın hikâye anlatımını, kompozisyonu ve İstanbul'un görsel hafızasını ele alan kısa bir bakış.


